8 Temmuz 2014 Salı

Nereden Çıktı Bu X?



“Bilgin ölü olsa bile diridir. Cahil ise diri olsa bile ölüdür.”
                                                                               HZ. Ali

> X < -Tıklayın

MS Office'in kısaca tarihine bir göz atacak olursak, aslında mazisinin yaklaşık 22 sene öncesine dayandığını görürüz. Gerçi o tarihlerde Türkiye’de kaç kişide PC vardı? Bunun kaçında MS Office yüklüydü? Sanırım Türkiye için böyle bir istatistiği sonuç söylemek her zamanki gibi imkansız gözüküyor.

Office Sürümleri Zaman Çizelgesi
Yayım tarihi
Sürüm/Başlık
30 Ağustos 1992
Office 3.0
17 Ocak 1994
Office 4.0
2 Haziran 1994
Office 4.3
3 Temmuz 1994
Office for NT 4.2
30 Ağustos 1995
Office 95 (7.0)
30 Aralık 1996
Office 97 (8.0)
20 Haziran 1998
Word 98 ile Güçlü Office 97 (8.5)
27 Ocak 1999
Office 2000 (9.0)
31 Mayıs 2001
Office XP (10.0)
17 Ekim 2003
Office 2003 (11.0)
30 Ocak 2007
Office 2007 (12.0)
17 Nisan 2010
Office 2010 RTM (14.0.4763.1000)
11 Aralık 2012
Office 2013 (15.0.4433.1506)

Tabloda da görüldüğü üzere ilk MS Office, 30 Ağustos 1992'de     Office 3.0 olarak piyasaya sürülmüş.

1992 olmasa da, 1995 yılında ilk çalıştığım şirkette Windows for work group 3.1 ve 3.11 üzerinde bir MS Office 4.2'yi  hatırlıyorum. Tam 28 disketten oluşan bir set ve kurulum esnasında 22. diskette okuma hatası... :) :(  (Şekil 1).



Şekil 1





O günden Office 2007 çıkana kadar hep uzantı .XLS, .DOC yada .PPT idi. Peki ne oldu da Microsoft bunların sonuna X ekledi? Ne gerek vardı? Bu sorulara yanıt verebilmek için öncelikle Microsoft'un XML mimarisine kısa bir göz atalım.

XML: Extensible Markup Language (Genişletilebilir İşaretleme Dili, kısaca XML), hem insanlar hem bilgi işlem sistemleri tarafından kolayca okunabilecek dokümanlar oluşturmaya yarayan, W3C tarafından tanımlanmış bir standarttır. Bu özelliği ile veri saklamanın yanında farklı sistemler arasında veri alışverişi yapmaya yarayan bir ara format görevi de görür. SGML'in basitleştirilmiş bir alt kümesidir.

XML Kullanımı: Günümüzde birçok yazılım, diğer yazılımlarla veri alışverişini XML formatı üzerinden yapmaktadır. Ayrıca XML'i esas format olarak kullanan uygulamalara rastlamak mümkündür. Rastgele veri erişimine uygun olmadığından veri tabanı amaçlı kullanılmamaktadır.

Microsoft'un geliştirdiği .NET teknolojisinde kullanılan DataSet nesneleri XML formatındadır. Ayrıca XML, ofis uygulamalarının alt yapısı haline getirilmiştir. İçeriğin, doküman yapısının ve şeklin birbirinden ayrı ele alınması XML'i İçerik yönetim sistemlerinin ideal formatı haline getirmiştir. ( Kaynak )
Anlayacağınız üzere bu yeni X'li dosyalar gelişen diğer teknolojilere ayak uydurabilmesi için evrim geçirmiş ve bir model daha üste çıkmıştır.  Office dosyalarına geri dönecek olursak ,bunlar aslında içinde XML dosyaları ve klasörler barındıran birer arşiv  dosyasıdır. Microsoft, Ofis2007'de tamamen XML dosya yapısına geçerek ofis uygulamalarının herhangi  biriyle yarattığınız belgelerimizi XML biçimini destekleyen ,diğer programlar ile kolayca bağlantı kurmasını sağlamaktatır...

Office 2007 ile oluşturduğumuz yeni bir xlsX, docX, pptX dosyalarımızı eski versiyonlarda açmak mümkün değildir. Ancak, microsft bu durumu çözmek için "Microsoft Office Compatibility Pack for Word, Excel, and PowerPoint File Formats" adıyla küçük bir program çıkartmıştır. 2007 den daha eski office kullanıyorsanız 2003 gibi bu programı bilgisayara kurarsanız xlsX, docX, pptX dosyalarını açabilirsiniz. Açılış sırasında ,dosya otomatik olarak eski formata dönüştürülüyor. Tabi bu dönüştürme sırasında Ofis2007 uygulamalarına ait yeni özelliklerin yok olacağını unutmayalım (Kaynak).

Buraya kadar her şey harika teknoloji bizim için hiç durmadan ilerliyor. Peki Microsoft sadece yeni X ile XML mimarisine daha uygun olması için mi bu kadar zahmete girdi? Bence sadece bunun için değil.!

Yukarda da dedik ya aslında bir .***X  dosyası bir çok dosyadan oluşan bir tek arşiv dosyasıdır diye.! İşte kilit nokta burada, biz Test.xlsX diye bir tek dosya oluşturmamıza rağmen denilen bu bir çok arşiv dosyası nerede peki? Neden biz bunları göremiyoruz? Şimdi gözlüğümüzü değiştirelim ve "güvenlik" gözlüğümüzü takıp şu dosyaya bir daha bakalım.

Evde kullandığım Office 2007 versiyonunda bir adet Test.xlsX adında bir dosya oluşturdum ve için ne Sheet1, Sheet2, Sheet3 yanı sıra Test-1, Test-2 ve Test-3 Sheet'lerini ekledim. (Şekil 2) Şimdi elinizde bulunan sıkıştırma programlarından her hangi birini açalım ( WinZip, 7Zip yada WinRAR ). Test.xlsX dosyamızı tutup bu açtığımız programlardan birinin içine sürükleyerek bırakalım (Şekil 3).


Şekil 2



Şekil 3


Aşağıdaki gibi bir görüntü ile karşılaşıyor olmanız gerekli (Şekil 4). İşte XML arşiv dosyalarınız. Aslında Test.xlsX adındaki bir tek dosyamız tam 14 adet arşiv dosyasından oluşmakta (bu sayı içindeki resim vb. materyaller ve sheet sayısına bağlı olarak değişmektedir.)

Şekil 4


Office 2007 için bir sheet’te yer alan satır ve kolon sayıları aşağıdaki gibidir. Bununla birlikte bir shett için toplam hücre sayısına bakarsanız inanılmaz bir rakamla karşılaşırsınız.!

Satır sayısı   : A – 1.048.576
Kolon sayısı : XFD – 16.384
Max. sheet sayısı : 341
Bir sheetteki toplam hücre sayısı  : 17.179.869.184
Tüm sheetlerin max. hücre sayısı: 5.858.335.391.744

Bu kadar hücre içinde diyelim ki Test-3 sheetimizin XX55. Hücresine gizli bir bilgi yazsak “Bu Bilgi Gizlidir”  ve bunu her ihtimale karşı görünmesin diye yazı rengini beyaz yapsak (Şekil 5) yada Test-2 sheetinde yaklaşık olarak ABB5555 hücresine denk gelen yerdeki şirketimize ait data hatlarının çizili olduğu krokiyi koysak (Şekil 6) ve bunu da  e-mail ile rakip firmaya göndersek.! Bu dosyayı inceleyen biri yada birilerinin onlarca sheet içinden bu sheet’in XX555. Ve ABB5555. Hücrelerinde gizli bir bilgi olduğunu kim bulabilir?

 Şekil 5




Şekil 6

Şimdi böyle bir olayı manuel olarak nasıl tespit edebileceğimizi yada büyük firmalarda maillerin dışarı giderken bu işi bizim yerimize otomatik olarak yapan programların bu bilgileri  nasıl bulduğunu kısaca anlatmaya çalışacağım.

Tekrar başa dönelim ve şunu hatırlayalım “çok dosyadan oluşan bir tek arşiv dosyası”.
Şimdi sıkıştırma programımız aracılığıyla açtığımız Test.xlsX dosyamızın içindeki Test-3 sheetimizin XX55. Hücresine yazdığımız “Bu Bilgi Gizlidir” kelimesini nasıl bulacağımıza bakalım.

C:\Test\xl\worksheets folderı altına gidersek orada dosyamıza ait tüm sheet’leri görebiliriz. (Burada sheet isimleri orijinal adlarıyla mevcuttut (Sheet1, Sheet2, Sheet3… ).  Test-3 sheet’inin Sheet6 ya karşılık geldiğini “workbook.xml” dosyadı içinden görebilriz  (Şekil 7). Bu nedenle biz bu kelimeyi bulabilmek için öncelikle buradaki Sheet6.xml dosyamızı açmalıyız (Şekil 8).



 Şekil 7


Burada dikkatimizi çeken “dimension ref="XX555"”  satırı. Çünkü normal bir kullanıcı hiçbir zaman XX555  hücresine gidip bir şey yazmaz.! Burada kullanıcıya ait bir aksiyon daha mevcut o da selection “activeCell="B2"”  satırı. Yani kullanıcı yazısını  yazmış ve son olarak bu sheet’in B2 hücresine gelerek konumlanmış. Yani herhangi biri bu dosyayı açar ve Test-3 sheet’ine tıklarsa XX555 hücresindeki değeri görmesin.! Peki gizli yazı nerede? Hala bu dosya içinde gözükmüyor.

Şekil 8


Bu bilgiyi görebilmek için yazıların tutulduğu C:\Test\xl içindeki “sharedStrings.xml” dosyasını açmalıyız (Şekil 9).

Şekil 9


Birde kroki saklamıştık, onun yeri ise; C:\X\Test\xl\media  içinde “image1.jpeg” olarak kaydedilmiş durumda.

Tabi ki sadece Excel için değil Office içinde yer alan tüm programlar için ve bu örnekleri çoğaltmak mümkün.  Sheet’i gizlesek, bir sheet içinde satır yada sütün gizlesek VB. Her türlü gizli bilgiyi bu şekilde bulabilirsiniz. Büyük şirketlerde bu işi otomatik ve çok hızlı yapan programlar mevcut. O nedenle her attığınız adıma dikkat etmenizi önemle tavsiye ederim…

Bu yazıma Hz. Ali’nin ilimle ilgili güzel sözlerinden biriyle başlamıştık. Başka bir güzel sözüyle bitirelim

“İlim sahibinin dostu çok olur. Mal sahibinin düşmanı.“

Tüm dostlara saygılarımla,
@ziz BİLGİLİ

23 Haziran 2014 Pazartesi

Bir Ben Vardır Bende, Benden İçeri...

Severim ben seni candan içeri,
Yolum vardır bu erkandan içeri.

Beni bende demem, bende değilim,
Bir ben vardır bende, benden içeri.
...
                               Yunus Emre


Hayatımızın bir parçası olan bilgisayarlarımız aslında biz çalışmasak bile o açık olduğu sürece hep çalışmakta ve internet üzerinden sürekli data alışverişinde bulunmaktadır. En basit şekli ile Windows güncellemelerini kontrol etmek için belirli periyodlarda uzaktaki sunucularla data alışverişi yapar ve bunun sonucunda güncellemelerinin son durumunu kontrol eder.

Bu kominikasyonlar çoğu kullanıcı tarafından hiç haberleri olmadan yapılmaktadır. Bunun dışında her hangi bir şekilde hacklendiysek bizi "kölesi/zombisi" yapan kişi ya da kişilerce de kendi amaçları için kullanılılan bilgisayarımız da bizden habersiz data alışverişi yapıyor olabilir.

Her ne sebeple olursa olsun bu vb. durumlar hem performansımızı hemde internet kotamızı boş yere yemektedir. Her zaman tüm kontrolün elimizde olmasını isteriz. Öyle ya, sonuçta bilgisayar bizim. Bizden habersiz internette dolaşması çok hoş bir durum değil. :)

Peki gerçekte hangi amaçla internette dolaştığını nasıl anlayacağız?
Bunun için X websitesinbe çok hit almış bir program mı indirip kurucaz?
Yoksa fiyatı 100-200$'dan başlayıp binlerce dolara satılan bir yazlım ya da donanım mı alacağız?
Büyük bir şirketsek alternatifimiz ve paramız çok fazla olabilir. Ancak, küçük bir  şirket ya da ev
kullanıcısıysak ne yapacağız? Bilgisayarımızı kendi kaderine mi  bırakacağız?

Elimizdeki olanakları kullanarak hiç bir para harcamadan bazı şeyleri kontrol edebilir, hatta kendi günlük kayıt defterimizi(log)  oluşturabiliriz. Bunun için ilk olalak bilgisayarımızda olan "Netstat.exe" dosyasını/programını kullanacağız.

Start(Başlat) / Run'a(Çalıştır) CMD  yazıp Enter tuşuna basalım.
Gelen ekrana   NETSTAT -BANO 2  yazarak  Enter tuşuna basalım.
Ekranda her iki sn.de bir bilgisayarımızın yaptğı bağlantı adreslerini ve durumlarını gösteren  satırlar aşağıya doğru akacaktır. Bunu her defasında elle yazmak ve gözlemlemek zor olacağından, bu çıktıları günlük olarak
takip ve kayıt altına alacak bir program yazalım ve bunuda servis olarak ekleyelim ki, biz bilgisayarı açtığımızda o otomatik olarak kayda başlasın. Sonrasında kaydettiği dosyaları  Notepad ya da Excel'de açarak kolayca inceleyebilelim.

Bunun için ben C programlama dilini kullanacağım ve çok basit komutlar kullanarak bu işemi nasıl gerşekleştireceğimi anlatmaya çalışıcağım. Hazır bunu yazarken yanına bir kaç satır kod daha ekleyerek sonradan işimize yarayabileceğini düşündüğüm bir kaç komut daha ekleyeceğim.

Tüm detaylar için "Netstat.pdf" dosyasını inceleyebilirsiniz...

NS_Bano.reg
NSBano.exe ( Zip PWD. Zz246810_ )
instsrv.exe
Srvany.exe

Bu konuya ek olarak, benim en çok kullandığım üç tane programı da aşağıda bulabilirsiniz
CrowdInspect
CurrProcess
Process Explorer


Saygılarımla,
@ziz BİLGİLİ - 26/06/2014

27 Mayıs 2014 Salı

Gerçekler Kanıt İster.!

Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım.
         Mevlana


Ne kadar güzel ve doğru söylemiş gönül dostu Mevlana...
Evet, "Şimdi haddim olmayarakta olsa yeni bir şeyler söylemeye çalışıcam."


Yıl : 2010
Kitabın İsmi: İz Bırakmadan
Yazar: Frank M. Ahearn ve Eileen C. Horan

"Kişisel bilgileriniz değerli metalardır, kim olduğunuzun önemi yoktur. Onlara sahip olmak isteyecek birileri mutlaka vardır."

"Hayatınızı kolaylaştırmaya çalışan şirketlerden korkun."

"Paylaş" düğmesine basmadan önce düşünün. Daha sonra hesabınızı iptal etseniz bile internette hiçbir şey geri alınamaz.

Yukarıdaki bu üç söz "İz Bırakmadan" adlı kitaptan unutamadığım satırlar. Zihnimde hep yanıp duruyorlar...

Evet arkadaşlar, bu sefer konuya tersten başlayıp geriye, eğer mümkünse sıfır noktasına ve hatta diyorum ki Büyük Patlama/Big Bang'e dönüşün mümkün olup olamayacağına bakalım.
Ne dersiniz? Sizce bu mümkün mü? Bir dijital veri ya da medya Big Bang konumuna geri gidebilir mi?

Her zamanki gibi biraz geriye gidelim. Gerçi biraz dediğim de yine az  25 yıl kadar. :)
Gerçi ilk disket  1960'ların sonunda, ilk CD-ROM'da 1982 yılında USB ise 1996 yılında icat edilmiş.
Ama kesin olmamakla birlikte CD-ROM'un bize gelmesi sanırım 1995'ler...

Bu arada disket diye bir medya vardı. Hatırlayabildiniz mi? :)
Bu vb. medyalara bilgilerimizi kaydediyoruz ; her türlü bilgimizi.! Şahsımıza özel, ailelevi, iş ve aklımıza gelmeyen bir çok yazılı ve görsel dijital kayıtlar. Eskiden olsa bunları saklamak için çeşitli materyaller alır her birini ayrı yerler de ve kilitli kutularda saklardık.Şimdi ise yine şifreli ancak bir avcumuzun içine sığacak kadar küçük, neredeyse bir kağıt inceliğindeki metal ya da elektronik depolama cihazlarında muhafaza etmekteyiz.

Bunlardan birini ya da bir kaçını bir yerde unutma olasılığımız çok ama çok yüksek.
Hatta içinde resimlerimizin bulunduğu ve tab ettirmek için gittiğimiz fotoğrafçının bilgisayarına takıldığında bile sizin haberiniz olmadan o cihaz üzerindeki tüm bilgileriniz çalınması olasılığı.
Evet, şimdi şunu söylediğinizi duyar gibiyim; Olsun canım onda sadece resimler vardı. ya da, fotoğrafçı benim USB diskimin içindeki bilgileri ne yapsın ki? Zaten baksa da anlamaz.!

Gerçekten öyle mi dersiniz? Yani bu işleri yapan biri sadece egosunu tatmin içinmi bilgilerinizi kopyalıyor?
Bu bilgilerle ne yapacak? Meraklı bir koleksiyoncu mu? Yoksa tezi için denek mi topluyor?
Evet, dostlar inanın bunların hiçbiri değil. Tabi verdiğim örneğe konu olan fotoğrafçı gibi bir örnek dünya da varmıdır bilmiyorum ama duyarsanız beni hatırlayın ve şaşırmayın lütfen. :)

Dünya da ve ülkemizde bunlara benzer inanılmaz olaylar olmakta.
Örneğin ailenizdeki X kişiye ulaşmak için sizi hedef alan kişiler ya da çalıştığınız şirketin bilgisayar ağına sızmak için sizi hedef almış biri ya da birileri.
Yani aslında hepimizin kullandığı tüm elektronik medya cihazları son derece önemli ve sizin bilginiz kesinlikle ama kesinlikle çok değerli.

Gelelim bu değerli bilgilerimizi sonunda nasıl yok edebileceğimize.!
Eğer tüm bilgilerimiz kendi medyalarımız üzerinde ise sorun yok.
Ancak, interneti kullanan kaç kişinin tüm bilgileri kendi elinde ki medyasında?
Sanırım "Hiç Kimsenin".

İnterneti kullanmaya başladığımız anda belki çok gizli bilgilerimiz olmasada ki bu durumda istisna olarak kabul edilebilecek bir iki şey olabilir.(Kredi  Kartı bilgileri, TC Kimlik No gibi.)
Hiç kimsenin şahsi bilgileri malesef sıfır noktasına Big Bang'e geri döndürülemez.!!!
Peki ne olacak? Her şey bittimi? Tabiki hayır.

Gelelim ikinci aşamaya. Elimizde bulunan bilgisayar diski ( IDE, SATA, SCSII VB.), USB'ler, memory kartlar, CD-ROM ya da DVD'ler vb. tüm medyalar. Genelde bu işlerle az çok uğraşan bir çok kişi silinen bir bilginin bazı özel yazılmış yazılımlarla geri getirildiğini biliyordur. Bununla birlikte bu tip durumlar için profesyonel destek veren çok ciddi firmalar da mevcut. Bu firmalar kimi zaman şahısların medyalarından kimi zaman da adli vakalarda ki delil teşkil eden bu tip cihazlardan bilgi kurtarmakta ya da bilir kişi olarak destek vermektedirler.

Şimdi şöyle bir soru sorsak; Elimizdeki diski 3 kez üst üste formatlasak ya da 6 neyse 10 olsun. Abarttımmı? Peki o zaman şunu hatırlatayım sizlere. Tam yılını hatırlamıyorum ancak dini bir örgütün yakalanacaklarını anladıkları an  bilgisayarları yaktıkları ve diskleri de kurşunladıklarını hatırlar mısınız? Ve bunlar yurt dışına gönderilmişlerdi. İki yıl sonra ise ilgili disklerden dataların kurtarıldığı ve bunların raporlarının bizim üst düzey yetkililerimize gönderildiği haberi basında yer almıştı.!

Hatta bundan yaklaşık 7-8 sene kadar önce bu firmlardan birinin yetkilisiyle bizzat yaptığım bir konuşmada, "gerekirse medyanızı yurt dışında ki labaratuarlarımıza göndeririz. Orada uçak kazalarında yanmış şirket laptoplarından bile data kurtarmaktayız" demişti...

Gelelim on kez formatlanmış ve hatta üzerine tüm disk dolana kadar tekrar bilgi yazılmış diskimize.
Burada çok fazla teknik detaya girerek kimsenin kafasını bulandırmak istemiyorum.
Ancak şunu söyleyeyim, yurt dışında elektron mikroskopuyla disk plakalarının üzerindeki manyetik izler katman, katman okunmaktaymış...!!!

Bir çok profesyonel disk silme programında iki seçenek bulunur.
1 - Diski 1 kez formatla,
2 - Diski 3-4 kez formatla,

Tahmin edebileceğiniz üzere Amerikan standarlarında bu sayı 4'tür.
Eğer siz diskinizi silerken dört kez formatlayı seçerseniz silme işleminin tamamlanma süresi, bilgisayarınızın hızına ve diskinizin büyüklüğüne göre değeşir.
Örneğin bir P4, 2 işlemcili ve 4GB RAM ve 250 GB'lık diske sahip  bir makineniz varsa bu süre yaklaşık 2,5 saat sürer. Burada şöyle bir hesaplama yapmak doğru sonuç vermez. 250GB 2,5 saat sürdüyse 1 TB 10 saat sürer. Bu kesinlikle yanlıştır. Çünkü bu süre 10 saatin üzerinde bir zaman almaktadır...
PC'nin hızına ve medyanın büyüklüğüne bağlı olarak bu süre saatlerden günlere çıkabilir.

Diyelim ki böyle bir formatlama yaptınız ve 4. seviyeyi seçtiniz. İşlem %100 tamamlandı peki ,medyanızı gönül rahatlığıyla çöpe atabirmisniz? Bilinen en üst seviye format. Her şey ilk günkü gibi tertemiz :)
Bunun cevabını ben şöyle verirdim herhalde. Evet, olabilir ama iki işlem daha yaptıktan sonra içim daha rahat olacak. Önce şu iki işi yapıp bitireyim ondan sonra atarım.!

Bu aşamada bu işi kendiniz yapmak istemiyorsanız yine datanızı kurtaran bu profesyonel firmlar aynı şekilde belli bir ücret karşılığında diskinizide imha edebilir ve siz diskinizi imha için bu firmalardan birine verebilirsiniz. Ama bizim zamanımız bol, bu konulara meraklıyız ve paramız da az diyorsanız :)
Sizlere aşağıdaki şu iki işlemide yapmanızı önemle tavsiye ederim.

1 - Dikinizi formatladınız ve halen bilgisayarınızda takılı ve çalışıyor iken  güçlü bir mıknatıs alarak çalışan diskinizin üzerinde koyun ve 2-3 DK. bekletin. Sonra mesafeyi koruyarak yavaşça mıknatısı çekin.
     Diskin içinden garip sesler gelene kadar bu işemi 2-3 kez tekrarlayın.

2 - Sanırım herkesin evinde ya da arkadaşında bir matkap vardır.:) Kalınlığı en az onluk uç olacak şekilde diskinizin plakaların bulunduğu yere minimum 8 delik açın. Matkap ucunun diskin diğer tarafından çıktğını mutlaka görün.

Aşağıda bununla ilgili bir örnek görmektesiniz;




Evet, artık diskimizi ; yani eski diskimizi çöpe atabiliriz...
Fakat diyorsunuz ki bana bu da yetmez.
İşte size son çözüm; Döküm atölyesine gidiyorsunuz. 20-30 TL vererek diskinizi hurda demirlerin eritildiği potaya atarak diğer hurdalarla birlikte eriyik haline geldiğini izleyip, eve rahatça dönebilirsiniz.

Unutmayın "Eğer Bir Yerlerde Dijital Bir İziniz Kaldıysa, Birileri Mutlaka Onu Bulacaktır."

Saygılarımla,
@ziz BİLGİLİ - 27/05/2014

8 Mayıs 2014 Perşembe

Söz Uçar Yazı Kalır


Adımız miskindir bizim .
Düşmanımız kindir bizim .
Biz kimseye kin tutmayız .
Kamu alem birdir bize.

Bilmeyenler bilsin bizi;
Bilenlere selam olsun...
                                      Yunus Emre


Şifreleme yada orjinal ismiyle "cryptographi" çok eski zamanlardan beri var olan bu söz son zamanlarda yaşamımızın bir parçası haline geldi. Bundan sonra da tüm dünyayı hiç terketmeyecek gibi gözüküyor. Her geçen gün istesekte, istemesekte bununla haşır neşir olmak zorunda kalıyoruz. Aslında herkesin peşinde olduğu tek kelime haline geldi "şifre/şifreleme".!!!

Dedim ya çok eskiden beri vardı ve bizler dijital dünyanın hızla gelişmesiyle kullanır olduk.
Peki çok eskiden vardı diyoruz ama o zamanlarda henüz bilgisayar vb. elektronik devreler icat edilmemiş ya da bu kadar gelişmemişti...

Her durumda yaptığı önemli işi gizlemek, yok etmek, ya da o eserin kime ait olduğunu belirlemek için insanlar çeşitli şifreleme teknikleri bulmuşlar ve geliştirmişlerdir...

İşte bu yazımın konusu olan şifreli / cryptographic kağıda bir göz atalım.
Türkiye'de şifreli kağıt ile ilk tanışma sanırım 2013 yılında gazetelerdeki şu başlıkla oldu "...köstebeği kriptolu kağıt bulacak...
http://haber.gazetevatan.com/mitteki-kostebegi-kriptolu-kagit-bulacak/589791/1/gundem

Bu haberde kısaca şunlar yazıyor;
"Çünkü MİT'teki yazışmalarda kriptolu bir kağıt kullanılıyor ve kriptoda belgenin kim tarafından, hangi bilgisayarda yazıldığı, hangi yazıcıdan çıktığı bilgileri yer alıyor."

"...kullanılan belge incelendiğinde üstünde dikdörtgene benzeyen bazı  lekeler görülüyor. Bu lekeler 9 tane. Ancak bunlar birer leke değil..."

"... Özel kriptolu kağıt incelenerek önce belgenin hazırlandığı birim tespit edildi..."

Evet, görünen o ki artık kağıda bile bir şey yazsanız sizi bulabilecekler.!
Bir çoğumuz hatırlayacaktır, eski casusluk filimlerinde mektuplar gazetelerden kesilen harflerden oluşturularak yazılır (kolaj tekniği) böylece yazanın kim olduğu anlaşılmazdı.
Artık bu olasılık tarih oldu, yani siz bu şekilde de yazsanız yapıştırdığınız kağıt şifreli olduğundan yine kaçamayacaksınız.

Peki gerçekte şifreli kağıt nedir? Kağıt nasıl şifrelenir? Birazda bunlara bakalım.
Filigran yada Watermark,
Lekeyi andıran silik çeşitli şekiller ya da barkod,
Göz ile görülmeyen barkod bilgileri.
Biraz daha detay bilgi için : http://www.e-siber.com/guvenlik/aldiginiz-her-bir-cikti-kagidi-sizi-ele-veriyor

Aslında burada en ilginci ve dikkat çekeni üçüncü olan "Göz ile görülmeyen barkod bilgileri".
Ne demek gözle görünmeyen? Yani biz herhangi bir kağıdı aldığımızdamı bu bilgi mevcut? Şuanda bildiğimiz kadarıyla kağıt bir yazıcıya girmediği sürece masumluğunu halen korumakta. Tabi ilerde muhtemelen her bir kağıda kendi bloğunun barkodu gizli olarak basılacaktır...

Yani daha temiz bir sayfa iken kağıdın doğum kütüğü kendi içinde gizli olarak elimize ulaşacak. Bu günki durum da ise kağıt yazıcıdan çıktıktan sonra kimlik kazanıyor ve yazıcıdan aldığınız her bir kağıdın izini sürmek böylece çok kolay hale geliyor.

Özellikle büyük firmalar da kimin, hangi dökümanı, hangi bilgisayardan ve yazıcıdan hangi tarih ve saatte aldığı bilgileri takip edilmekte ve saklanmaktadır...

Tabi ben böyle bir firmada çalışmıyorum ya da bu kağıdı evdeki yazıcımdan aldım ve müdürümün masasına gizlice koydum beni asla bulamazlar ki diyebilirsiniz. Ancak okadar emin olmamanızı, bunu yapmadan önce bir daha düşünmenizi şiddetle öneririm.!

Peki neden? Bu durumda sizi nasıl bulacaklar?

2009 yılında Amerika'da olan bir olay üzerine ilgili kurum büyük yazıcı firmalarını çağırmış ve olayı anlatarak bu tip olayların tesbiti için bundan sonra üretilecek olan tüm yazıcılara kağıda normal yazım işlemi sırasında yazma açısının değiştirilerek kağıdın "içine" kendi barkodunuda basmasını, böylece bir olay durumunda bu kağıdın üretici firmaya gönderilerek ilgili yazının okunması sonucunda yazıyı yazanın kim olduğunun tespit edilmesinin sağlanması için gerekli çalışmaların yapılması yönünde bildirimde bulunmuş.!

Yazıcı firmaları, bundan böyle ürettikleri yazıcıların gizli barkod basabilecek yeteneğe sahip olarak üretmektedirler. Bununla ilgili  teknolojik gelişmeler halen devam etmekte olup hagi yazıcıların bu özelliğe sahip olduğu bilgisini aşağıdaki siteden takip edebilirsiniz.
https://www.eff.org/pages/list-printers-which-do-or-do-not-display-tracking-dots

Aslında bundan 15-20 sene önce şuan teknolojik olarak konuşulan şeylerin %70-80'nini hayal bile edemezken günümüzde bir çok olayı belkide bizzat yaşıyoruz. Bundan 20 sene sonra belkide üretilen tüm kağıtlar standart olarak barkodlu olacak... Postit'ler dahil :)

Evet, gördüğünüz üzere "bilmeyenler artık bilecek bizi". :)

Saygılarımla,
@ziz BİLGİLİ - 08/05/2014

30 Mart 2014 Pazar

Bir Ses, Bir Nefes ...

Merhaba,

Dünyada ve ülkemizde bir çok adli olaylarda ses ve görüntüler içinde yer alan sesler olayların sonuçlanması için gereken tek kanıt olabilmektedir.

Sesler sahip oldukları karakteristik özellikleri, analiz teknikleri ve çeşitli yöntemler uygulanarak diğer seslerden ayırt edilmeye çalışılmaktadır. Ses analiz işlemi genel olarak sübjektif ve objektif olmak üzere iki yöntem ile incelenmekle birlikte çok yönlü ve kapsamlı bir işlemdir.

Bunlardan sübjektif olan ses tanımada bilinen ve kullanılan en eski yöntemdir. Burada, konuşanın sesi kişinin konuşma özelliklerindeki benzer yönler dinlenerek tanımlanması işlemi olarak adlandırılır.

Dünyada bilinen en eski ses vakası İncilde yer almaktadır(Yaratılış, 1996).
Burada İshak ve Esav isimli iki  mağdur ile Rebeka ve Yakup isimli iki suikastçinin konu olduğu olay yeralmaktadır.

ABD'de ise 1861 yılında koyunlarını öldürdüğü iddasıyla bir köpeğin dava edildiği olayda mahkeme "eğer bir insan, sesinden tanınabiliyorsa bir köpek de sesinden tanınabilir" şeklinde bir karara varılmış ve mahkemece köpeğin sahibine öldürülen koyunların parasının ödenmesi yönünde sonuca bağlanmıştır.

Sübjektif metoddan ,objektif metoda geçiş ilk olarak 2. dünya savaşı sırasında olmuştur.
Bu dönemlerde kasetçalarlar, bilgisayar ve elektronik dünyasındaki gelişmelerle hız kazanmıştır.
İkinci dünya savaşı sırasında radyo operatörlerinin sesleri karşılaştırılarak askeri birliklerin yerlerinin ve hareket alanlarının tespit edilmesi yönünde çalışmalar olmuştur.

Dünyada ses inceleme alanında bu tip gelişmeler olurken bizde ise durum tek yönlü işlemekteydi... :) :(  Şöyleki; Osmanlı saray, yalı ve son dönemlerde dünya kültür mirası listesine giren Safranbolu evlerinin içlerinde yer alan küçük havuzlar bulunmaktadır. Bu havuzlar misafir ağırlanan kısımda bulunur ve amacı konuşulanların etrafça duyulmamasını sağlamaktır.
İnsanlar seslerini suyun şırıltısına göre ayarlarlarmış.

Bu tip su seslerinin halen günümüzde ses uzmanlarının sesler üzeründeki gürültü temizlenmesinde en çok zorlandıkları materyallerden biri olduğu bilinmektedir... Yani anlaşıldığı üzere bizde çok uzun yıllardır ses üzerine çalışmaların en büyük payı sesi analiz etme değil mümkün olduğunca anlaşılmaz kılınması yönünde olmuştur... Bilimsel olarak analiz etmeye gerek olmadığını bu son olaylardada gördük zaten.  Çok şükür ki bir dinlemeyle konuşmacıların kim olduğunu çözen bir sürü insanımız (uzmanımız) var. :) ::((

Ses konusunda çığır açan ve çok yankı uyandıran en büyük olay 1970'li yıllarda ABD başkanı  Nixon'un o döneme konu olan davasında yer alan ve kasetlerin birindeki yaklaşık 18 DK. lık bir ses kaydının çözülmesiyle yaşanmıştı. Bu olay bundan sonraki diğer olaylara emsal teşkil eden araştırmaların ortaya çıkması ile sonuçlanmıştır.

Olayın kısa özetini buradan okuyabilirsiniz. --> http://www.soundonsound.com/sos/jan10/articles/forensics.htm

Ayrıca olayın genel ve teknik raporlarının yer aldığı o dönemki orjinal dökümanlara bakmanızıda tavsiye ederim. --> http://www.aes.org/aeshc/docs/forensic.audio/watergate.tapes.introduction.html

Şuan teknolojinin ilerlemesiyle her iki yöndede gelişmeler yıldırım hızıyla devam etmektedir.
Yani bir tarafta casus ses ve görüntü dinleme cihazlarının mesafesi arttırışırken, diğer yanda bu cihazlara karşı bariyer olan ve herkesin çok yakından bildiği "Jammer" lardır. Aşağıda bazılarının isimlerini sıraladığım cihazların her biri yarın on belkide yirmi kat daha gelişmiş halde piyasada olacaklar.

Verici Tespit Cihazı
Casus Verici Tespit Cihazı Pro
Frekans Göstergeli Verici Tespit Cihazı
izli Kamera Avcısı
Gizli Kamera Engelleyici
Profesyonel Lazerli Casus Bulucu Gizli Kamera Tespit Cihazı
Lazerli Gizli Kamera Tespit Cihazı
Mini Dedektör
Mini Kamera Dedektörü
Multi Casus Tespit Cihazı
Profesyonel Casus Avcısı
Ses Bozucu Jammer
Taşınabilir Telefon Dinleme Cihazı Yakalayıcı
Telefon Dinleme Cihazı Yakalayıcı
Telefon Koruyucu
Verici Tespit Kalemi

Bunların içinde en basiti yukarıdada yazdığım gibi (Osmanlı'dan kalan :) ) "Jammer"  lara kısaca değinelim; Sinyal boğucu (Sinyal karıştırıcı, Sinyal bozucu, jammer), bir alıcı-vericı sistemde aradaki iletişim ortamını bozmaya yarayan alete denir. Genellikle alıcıyı (çoğunlukla radyo) hedefleyen kuvvetli bir vericidir.

Sinyalin taşınma şekli en sık elektromanyetik dalga olmak üzere ses, ışık (UV'ten IR'de kadar) de olabilir. Alıcının duyarlı olduğu band aralığında yüksek güçte sinyal yayınını yaparak alıcının giriş katının tüm band için baskılanmasını sağlar ve alıcıyı "sağırlaştırır". Sinyal boğucu, alıcıda seçicilik ve duyarlılık özelliklerini hedef alır. Q faktörü yüksek alıcılar, bu tür engellemelere karşı daha dirençlidirler.

Pratik uygulamaları oldukça fazladır:
Topluluk içinde kişilerin yüksek sesle radyo-tv dinlemelerini engellemek.
Sinema, konser, tiyatro gibi cep telefonlarının kullanımının uygun olmadığı ortamlarda düzeni sağlamak için.
Uzaktan kumandalı aletlerin engellenmesi.
Uzaktan kumandalı bombaların erken tetiklenmesi ya da engellenmesi.
Binanın dışında kullanılarak elektronik kalkan olarak kullanılması (iç iletişimin gizlenmesi).
Güvenlik kameralarının engellenmesi (lazer ya da elektromanyetik alan ile).
Polis hız dedektörünü engelleme.
Askeri ya da sivil radarları engelleme (Askeri ortamlarda karşı tarafın iletişimini engellemek.)
Mikrofonları engelleme (ses ile).

Kaynak --> http://tr.wikipedia.org/wiki/Sinyal_bo%C4%9Fucu

Günümüz teknoljisinde bu vb. cihazların fiyatları 80-90$'dan on binlerce $'lık cihazlar satılmaktadır.
Tabi bu arada şununda altını önemle çizmek isterim; Şirket adına bile olsa alacağınız cihazın profesyonellik düzeyi ülkemizde ve dünyada çeşitli güvenlik birimleri tarafından sorgulanmakta ve takip edilmektedir.!!!

Yani benim param ve merakım var deyip X marka cihazı almanız sakıncalı olabilir.!
Büyük şirketlerin GMD, CIO vb. üst düzey kişilerin yada ülkelerin siyasi, askeri düzeydeki şahısların yaşadıkları veya bulundukları mekanları önceden istenirse o anda ses ve görüntü güvenliği hizmeti veren profesyonel firmalar bulunmaktadır.
(Bu tip üst düzey cihazların kullanımı bu şirketlerce kullanılmaktadır...)

Her ne düzeyde olursa olsun şu ata sözümüzü asla unutmayalım; "Hırsıza Kilit Olmaz.!"
Yani eğer biri yada birileri sizi dinlemek yada görüntülemek istiyorsa bunu mutlaka yapacaktır.
Çünki sizi kovalayanın tek bir işi vardır oda sizi dinlemek yada görüntülemek.
Diyeceksinizki bende başka bir ekip tutar bunu engelletirim.
Evet doğrudur. Ancak, bunu nekadar devam ettirtebileceksiniz? Çünkü bu profesyonel bir hizmet olduğundan ödeyeceğiniz parada bir süre sonra sizin gözünüze batmayabaşlayacak ve bu nedenden dolayı bir yerde açık verecek ve aifşe olacaksınız...

Bu süreklilik sadece askeri ve devlet üst düzey makamları için sorun olmayabilir. Hatta bu bir gerekliliktir.!!! Çünkü bu bir milletin yada devletin üst düzey tüm sırlarının afişe olması demektir.!!!
Hangi açıdan bakarsanız bakın bu bir üst düzey güvenlik sorunudur.!
Bu gibi üst düzey alanlarda kullanılan son teknolojiye ait bir çok ekipman bulunmakta ve kullanılmaktadır.

Ancakkkk, şunu önemle belirtmeliyim ki bu cihazlar mutlaka ama mutlaka yerli malı olmalıdır.!!!
Yani bu teknolojiyi içerde geliştirip kullanmak bu işin birinci ve olmazsa olmazlarından biridir.
Bir düşünün son teknoloji ürünü bir cihazı X ülkeden bu amaçla satın aldınız diyelim ve devletin yada ülkenin  yerli en büyük şirket yöneticileri yada birokratları, askerleri kullanıyor olsun. Bu cihazı biz üretmediğimizden dolayı %100 olarak güvenlikten söz edemeyiz. Belkide bu konuşmalar yada görüntüler şuan bizim bilmediğimiz bir frekans ve başka bir şifrelemeyle cihazı satın aldığımız ülkeye de gönderiliyor olabilir. Yada her konuşma başladığında X ülkeye bir sinyal gönderip oradan birinin bizim konuşmamızın arasına girip dinlemesine olanak sağlıyor olabilir...!!!

Kendi Kriptolu telefonlarımızı ve kendi Jammer'larımızı yapmalı ve mutlaka onları kullanmalıyız.
Tabi bunları yaparken ilgili kripto key'lerini ( şifre anahtarlarımız ) çok ama çok sıkı korumalı ve düzenli kontrollerden geçirmeliyiz. Bunlar için ciddi prosedürler hazırlanıp eksiksiz uyglanmasını, olası aksaklıklarda belki de tüm adımları baştan kontrol etmeliyiz. Hatta bu aksaklığın olduğu aşamada ki kurum, kuruluş, kişi yada kişilere ağır cezalar uygulanmalıdır.!!!

Her ne düzey de güvenlik olursa olsun birinci ve en büyük etkenin her durumda insan oğlu olduğunu unutmayalım. Bir çok makale ve yazıda şunları görür ve hepsinin cevabınında "hayır" olduğunu okursunuz.

Telefonlar dinlenebilir mi? Casus yazılım uzaktan kurulup müdehale edilebili rmi? Kriptolu telefonlar dinlenir mi? Cep telefonu yada çekilen bir fotoğraf yada video'dan kişi yada kişilerin yeri tespit edilebilrimi? Tabi bu soruları çoğaltmak mümkün. Şuan  yüzde yüzü olmasa bile yukarıda sorduğum sorularının hepsinin cevabı EVET'tir.

Benim gocunacak bir şeyim yok, kim istiyorsa dinleyebilir yada beni görüntüleyebilir diyorsanız
yukarıdaki her şeyi unutabilir istediğiniz güzel telefonu alıp rahatça kullanabilir bol, bol poz verebilirsiniz...

Unutmayalım, "En Büyük Güvenlik Zafiyeti İnsanın Kendisidir."

Saygılarımla,
@ziz BİLGİLİ - 30/03/2014